|
Yenigün,
Nevruz için yapmaya çalıştığımız bu sufistik ağırlıklı izahın
izlerini halk tasavvufunun genelinde görebiliyor muyuz? Bize
göre bu sorunun cevabı "evet"dir. Biz halkımızın
kültüründe yaşamakta olan değerlerin sadece zahiri kısmı ile
meşgulüz. Batını kısmına giremediğimiz için inceliği yakalayamıyoruz.
Bunun sonucu olarak da Yenigün denilince ateşten atlamak,
yumurta boyamak veya bunları yapanları gözleyip yazıya aktarmak
sanıyoruz. Bizim getirmeye çalıştığımız ve esasen pek de orijinal
bir keşif olmayan husus budur. Halk sufizmimizde aklanıp paklanıp
kişinin özü ile hesaplaşması sadece yeni gün münasebeti ile
yılda bir defa değil, hayatın her anında vardır. Yenigün /Nevruz
türünden günler Miraç neviinden halk kapısının sonsuz açıldığı
kod günlerdir.
Örneklemek
gerekir ise, taziyeye gelen halk meftanın yaşamını yaptığı
konuşmalarla değerlendirir. Bu geçmiş hayatın muhasebesidir.
Yeni dünyaya gelen bebeğe de ulu kişi, ağsakal, ağburçek hayır
dilerken o da gelecek hayatın muhayyel muhasebesini yapmış
olur. Bunlar da kendi çaplarında birer geçmiş yıl ve gelecek
yılın son ve ilk günleridir. Bu konuşmalarda, hep aldı, sadece
kendisine aldı. Muhakkak bir yolunu buldu, veya bulsun tepelesin
zihniyeti yoktur. Bu anlayışta hep benim veya hep senin değil,
hem senin veya hem de benim zıyaneti vardır. Zira bu anlayışın
derinliğinde ne senin ve ne de benim zihniyeti vardır. Bu
noktada konunun dışına çıkıp tasavvuf yapmak istemiyoruz.
Nitekim
halk sofizmimizde rüya motifinin içerisinde de aynı dünya
görüşü vardır. Rüya gören şahıs ilk yorumu kendisi yapar.
Bu bir oto kontroldür. Rüyanın mahiyetine göre haram mı yedim,
kalp mı kırdım, nefsime yenik mi düştüm, birisi benden hayır
işlememi mi bekliyor; şeklinde bir öz eleştiri yapar. Keza
bu çevresi ile barışık olma felsefesi halkımızın dua geleneğinde
de vardır. Dua eden kimse ilkin kendisine veya sadece kendisine
dua etmez. Aynı dertten muzdarip veya ihtiyaç duyan diğer
insanları da zikredip “bu arada benim de veya bizim de"
diye sürdürür duasını. Özetle Nevruz da olduğu gibi Türk halk
maşeri vicdanın derinliklerinde birlikte yaşamak, birlikte
üzülüp, birlikte sevinme zihniyeti vardır. Biz bildirimizde
Yenigün vesilesi ile birlikte yaşadığımız çevrenin kapsamını
daha
genişletelim diyoruz. Bu çevrenin kapsamına milli - sosyal
konuları da almak istiyoruz.
Gördüğü
rüyadan sonra yaptığı muhtemel haksızlık veya kırdığı kalp
itibariyle iç muhasebesini yaparken halkımız farklı dinden,
farklı dilden, veya farklı ırktan kıstasını esas almamaktadır.
Hatta herhangi canlı ile olan ilişkisi itibariyle bu kritiği
kendisine yöneltmektedir. Kötü rüya görüp üzülen gençlere
büyükleri "üzülme Allah seni hatanı anlaman tekrarlamaman,
telafi etmen için uyarıyor. Allah sevdiklerini uyarır"
denir.
Dua
itibariyle şunlar da söylenebilir. Kişi duaya başlamadan evvel
hayır işler fakir sevindirir, muhtaç1ara yardım eder. Sonra
yıkanır, paklanır, abdest alır. Daha sonra tövbekar olur.
Bütün bunlardan sonra Allah'dan ta1epde bulunur. Bu uygulamalar
ayrı ayrı paklanmadır, ak1anmalardır. Kişi bedenen, madden
ve ruhen temizlenip, malından sadaka vererek bu itibarla da
temizlenip, daha sonra Yaradanına duaya yönelmiştir. Tıpkı
yenigün bayramında olduğu gibi.
Çapı
genişletilmiş sosyal çevremizin kapsamına yurt içinden başlayarak
yakın çevremizin etnisitesini alabiliriz. Sosyal sorunlara
tarihi bir derinlik kazandırıp olaylar daha köklü irdelenebilinirler.
Dar anlamda klasik ulus kavramına ulusal değerlerimizden ödün
vermeden yeni bir mahiyet kazandırabiliriz. Böylesi bir arayış
sadece sosyal travmaların tedavisi imkanını bize vermekle
kalmayıp, küreselleşen dünya itibariyle güçlenmemizi sağlamış
olacaktır. Şöyle ki, kültürel küreselleşme mukadder ise, bölgesel
küreselleşmeyi sağlamak suretiyle dünya ailesine daha güçlü
bölgesel bireyler olarak girebilir. Küreselleşmenin emperyal
boyutu az nüfuslu halkları ulus devlet içinde manivela olarak
kullanmak suretiyle çıkar sağlamaya açık ise, buna karşı bölge
halkları ittifakını kurarak, korunma mekanizmasını geliştirmiş
olabiliriz.
Sonuç
olarak söylenebilir ki Yenigün Kültür Şölenleri vesilesi ile
sosyal küskünlükler giderilebilir. Bu tür bir arayışa Yenigün'ün
bizzati kendi ruhu müsaittir. Halkla yaşayan sufistik mantalitede
bu derinlik vardır. Bu tür bir arayış ve ulaşılacak çözümler,
iç barışı sağlamakla kalmayıp iç barışa emperyal müdahaleleri
de önleyebilecektir. İç barışın yanı sıra yakın çevre halkları
ile olan ihtilafta da barışı sağlayıcı olacaktır.
Biz
bu noktadan hareketle evvelce yapmış olduğumuz çalışmalarda;
din, dil ve mezhep ayrıcılığından kaynaklanan farklılıkların
doğurduğu sorunların ihtilafa değil, ittifaka nasıl dönüştürü1ebileceklerine
dair görüşmelerimizi müşahhaslaştırmıştık. Bu türden çalışmalarımız
sürecektir. Bu defa yapmak istediğimiz teorik bir çalışma
idi. Ayrılıkları bırakıp aynılıklardan yola çıkalım, diyoruz.
10 Kasım anma merasimlerini sadece klasik yas merasimi olmakla
kalmayıp, yeni ve zaruri arayışlara vesile edebildiğimiz gibi,
Yenigün /Nevruz düşünsel ortamlarını da, sosyal küslüklerin
giderilme zeminlerine dönüştürebiliriz.
*
ASAM, Kafkasya Masa Başkanı.

|