|
Prof. Dr. Yusuf
HALAÇOĞLU
Türkler tarafından çok eski
tarihlerden itibaren kutlanan ve genelde Yeni Gün olarak
adlandırılan Nevruz, Osmanlılarda da bahar bayramı ve yeni
yılın başlangıcı olarak kutlanmıştır. Zira 21 Mart gece ile
gündüzün eşit olduğu ve bundan sonra gündüzün uzayacağı gün
dönümüdür. Bu anda bahar başlar ve 92 gün 20 saat, 4 dakika
ve 27 saniye sürer ve yaza ulaşır.
Nevruz, inanışa göre baharın ilk günü ve yıl başıdır. Takvimler
hep Mart'tan başlar. Bu sebeple Osmanlılarda malî yıl başlangıcı
Nevruz olarak alınmıştır ve hemen bütün kanunnâmelerde verginin
ilk taksidinin toplandığı andır. Bu durum Cumhuriyet döneminde
de 1980'li yıllara kadar malî yılbaşı olarak devam etmiştir.
Türklere ait olup, dünyanın en doğru takvimlerinden olan ve
Sultan Melikşah zamanında hazırlanmasından dolayı, unun lâkabı
Celâlüddevle'den dolayı Celâli Takvimi denilen takvimin başlangıç
günü de Greenwich zamanına göre 21 Mart (15 Mart 1079) olarak
alınmıştır (hicrî 9 Ramazan 471 Cuma). Bu tarih Osmanlılarda
"Nevruz-ı Sultanî" veya sadece "Nevruz"
olarak adlandırılmış ve kanunnâmelerde: "... resmin nısfı
nevruz-ı sultanî'de ve nısf-ı aharı son güz ayının evvelinde
alına" hükmüyle verginin ilk taksidinin alındığı zaman
olmuştur. Bu şekil Osmanlı devletinin hemen bütün sancak kanunnâmelerinde
görülür. Bu kanunnâmelerde Nevruz, "mevsim-i evvel bahar
nevruz" şeklinde belirtilmiştir. Bugün Anadolu'nun bazı
yörelerinde Nevruz-ı Sultanî Mart 9'u olarak bilinir.
Osmanlılar tarafından Nevruz-ı mübârek olarak da adlandırılan
Nevruz sayılı günlerden biri olarak kutlanmış, güneşin Koç
(=Hamel) burcuna girdiği ilkbahar ılınımı anına Nevruz denilmiştir.
Yeni yılın başlangıcı olarak kabul edilen bu günde eğlenceler
tertib edilir, sarayda olduğu gibi halk arasında da eczahanelerde
yapılan ve Nevruziye denilen macun rağbet görür, en azından
bunu elde edemeyenler tarafından tatlı yenirdi. Bu macundan
yemenin kuvvet ve şifa verici bir tesiri ve kendi usul ve
an'anelerine göre bunları kaynatıp suyunu içerler ve yüzlerini
yıkarlardı.
Saray haricinde Nevruz'dan birkaç gün önce eczacılar, kulplu
küçük çay bardaklarına veya fincanlara, terkibi kendilerince
bilinen bir macun doldurup, tanıdığı müşterilerine ve mahallenin
kibar ve zenginlerine gönderirlerdi. Bu hediyeleri alanlar,
buna karşılık çoğunlukla bir gümüş Mecidî bahşiş verirler
ve eczacı çıraklarını sevindirirlerdi. Eczacıdan gelen Nevruziye
ve yedi sin (=heft sin), yani arapçadaki sin harfiyle başlayan
süt, simit, sukker, sa'lep, sirke (sir), soğan, semek (balık)
veya sefercil (ayva) bir tepsiye konulup evin efendisi önüne
getirilir, evde mevcut olanlar da tepsinin etrafına iki diz
üstünde otururlardı. Evin efendisi herkesin önünde bu malzemelerden
birer fincan veya tabak ile herkese dağıtır ve gün dönümü
saati geldiği vakit, buyurun hitabıyla önce macundan, sonra
diğerlerinden birlikte alınır, evin efendisi senenin saadetle
geçmesi için uzunca bir dua yapar, eller öpülür ve merasim
sona ererdi. Macun yenir yenmez üstüne su, gül veya limon
şerbeti içilmesi âdettendi.
Her sene yılbaşı olan Nevruz'da veziriâzamla vezirler, eyâlet
valileri ve belirli bazı devlet adamları tarafından padişahlara
Hediyye-i Nevruziye adıyla donanmış atlar, murassa silahlar,
pahalı kumaşlar vesâir hediyeler verilirdi. Bu nev'iden armağanlara
Divân-ı Lügati't Türk'de "artut" denilmiştir. Veziriâzamların
Nevruziye Pîşkesi adıyla verdikleri hediyelere bir örnek olmak
üzere, ilk Osmanlı vak'anüvisi Mustafa Naimâ Efendi'nin Tarihinde
yer alan ve İpşir Mustafa Paşa'nın IV. Mehmed'e takdim ettiği
hem Nevruz ve hem de sadarete tayini ile ilgili şu bilgiler
verilmektedir.
"... Vezir, kanun üzere Nevruziye pîşkeşi ile sadâret
cem' edip birden irsâl eyledi. Birsemend ve iki gaburlevn
at ki üçünün dahi dünyada nazîri bulunmaz. Serâpâ cevâhir
ile âreste zeheb-i ahmerden (kızıl altın) ma'mûl raht ve rikâb
ve gaddâre ve topuz vesâir zer-dûz bisât ile müzeyyen idi
vesâir ecnâs-ı tuhaf ve tarâyif-i gûnâgûndan boğçalardan ma'ada
bir araabada yüz keselik filori ve kuruş gönderdi; Vâlide
hazretlerine yirmi keselik kadar pîşkeş irsâl edip...".
Nevruz'da ayrıca her sene birinci mirahur tarafından takdimi
kanun olan "rikâbiyye pîşkesi" dolayısıyla birinci
ve ikinci mirahur, büyük ve küçük ahur kethüdaları, arpa rûznamçecisi,
arpa kâtibi, sarraçlar kâtibi, mirahur-ı evvel kethüdası ve
kâtibi gibi has ahur erkânına hil'atler giydirildi.
Hekimbaşılar her sene Nevruz'da çeşitli terkiplerden Nevruziye
ismi verilen kırmızı renkli ve kokulu bir macun yaparak Nevruz
gecesi bunları porselen kaplar içerisinde önce padişah, şehzade
ve sultanlara, kadın efendilere, veziriâzama ve devlet ricaline
takdim ederler, buna karşılık çeşitli hediyeler alırlardı.
Nevruziye takdim eden hekim başıya padişah huzurunda kürk
giydirilmesi usuldendi. Yukarıda da belirttiğimiz gibi kırmızıya
çalar koyu renkte, ağızda cıtır cıtır ses çıkaran ve şekerlenmiş
reçele benzeyen Nevruz macununun sarayda yapılanı 40 çeşit
maddeden meydana gelirdi. Bu konuda yapılan araştırmalarda
bu kırk çeşit madde içerisinde; karanfil, yeni bahar, zencefil,
kalanga (=zulumba), kara biber, kırem tartar, kişniş, havlican,
kebabiye, hindistan cevizi, anason, hıyar-ı şenbih, sakız,
zahferan, tarçın, udü'l-kahr, çöp-i çin, hardal, mirr-i sâfî,
iksir, çivid, meyan balı, kalem-i bârid, tiryak, sarı halile,
râziyâne, kimyon, zerdecav, tarçın çiçeği, hindistan çiçeği,
çörek otu, dâr-i fülfül, râvend, limon tuzu, kakule, sinameki,
vanilya, portakal kabuğu, topalak kökü ve şeker yer almaktadır.
Nevruziye macunu konan kâselerin kapakları kurdalelerle bağlanır,
kurdaleler arasına, günün hamel yani koç burcuna hangi saat,
hangi dakika ve hangi saniyede gireceğinin yazıldığı bir de
kağıt iliştirilirdi. Buna Nevruziye kulağı denirdi.
Nevruz macununun değişik terkiplerinin çok sayıda hastalığa
iyi geldiğine inanılırdı. Bunlardan, kalp ve dimağ arızalarını
giderme; mide fesadı, hazımsızlık, yemek rahatsızlıkları,
ishal, ağız ağrısı (aft), dizenteri, taun ve veba hummaları;
mesane, böbrek ve bağırsaklardaki yaralar, şişler, iltihaplar;
akıl ve vücudun kuvvetini arttırma, kalbe ve ruha kuvvet verme
gibi olanları belli başlılarıdır.
Bu bilgilerden sonra şüphesiz akla hemen Manisa Mesir Bayramı
gelmektedir. Osmanlı Türkleri dönemine ait Nevruziyenin halk
tarafından en bilineni ve geleneksel olarak XVI. Yüzyıldan
itibaren aksaksız kutlananı budur. Halk arasında Nevruz'la
alâkası unutulmuş olan ve bugün de hâla devam eden bu törenlere,
şifa bulmak için pek çok vatandaşımız iştirak etmektedir.
Bu gelenek rivâyetine göre XVI. Asır başlarında mutasavvıf
hekim Merkez Musluhiddin Efendi tarafından başlatılmıştır.
Burada hazırlanan macun 61 değişik maddeden yapılmakta idi.
Hekimbaşılardan başka müneccimbaşılar da her yıl tertip ettikleri
padişah ve veziriâzama takdim ederek, karşılığında Nevruziye
ismiyle hediyeler alırlardı. Padişahlar XVII. Asırda bin akçe,
XVIII. Asır ortalarında ise altı bin akçe (gümüş para) atıyye
verirlerdi. Müneccimbaşıların XX. Yüzyıl başlarında sadrıâzama
takdim ettikleri takvim sebebiyle arkasına erkân bir samur
kürk giydirildiği ve beşyüz kuruş hediye edildiği kaynaklarda
yer almaktadır. Ayrıca Nevruz âdetleri arasında Yeniçeri Ağası'nın
vükelâya yemek vermesi de yer alırdı. Bu ziyâfet sırasında
misafirlere şekerli, baharattan yapılmış macun ikram edilirdi.
Osmanlı Divan edebiyatı şâirleri, Ramazan bayramı, bahar ve
kış mevsimlerinde olduğu gibi Nevruz'da da câize almak için
büyüklere kaside sunmuşlardır. Bu türden kaside ve gazellere
"Nevruziyye" denmektedir. Nevruziyye'ye örnek olmak
üzere Nef'î'nin gazelinden bir beyt sunmak istiyorum:
"Erişdi bahâr oldu yine hemdem-i nevruz
Şâd etse nola dilleri câm-ı Cem-i nevruz"
Yine birçok örnekten biri olarak
Râmi Paşa'nın oğlu Refet Bey'in, Damat İbrahim Paşa'ya yazdığı
Nevruz redifli kasidesinden de birkaç dörtlük arz ediyorum:
"Hayat-ı taze verüp dehre
makdem-i nevruz
Hoşâ irişti meşâmm-ı deme dem-i nevruz
Dağıttı leşkeri sermâyı sahn-ı gülşenden
Kurunca bârgâhın şâh-ı ekrem-i nevruz
Açıldı bahtı yine siyah-ı dilin
Olup karîn-i atâya-yı hürrem-i nevruz
Harîm-i bağ o kadar cilverîz-i şevk olmuş
Ki görse bâğ-ı Behişt ola mahrem-i nevruz"
XVI. yüzyılın Alevî-Bektaşî
sâirlerinden Pîr Sultan Abdal da Nevruziyyesinde şöyle diyor:
"Sultan Nevruz günü canlar
uyanır
Hal ehli olanlar nura boyanır
Muhib olan bu gün ceme dolanır
Himmeti erince Nevruz Sultan'ın
Âşık olan canlar bu gün gelürler
Sultan Nevruz günü birlik olurlar
Hallâk-ı cihandan ziya olurlar
Himmeti erince Nevruz Sultan'ın"
Nevruz'un Osmanlılardan başka
çağdaşı olan Memlüklerde de aynı şekilde mâli yıl başlangıcı
ve baharın ilk günü olarak kutlanıldığı görülüyor. Nitekim
Sultan Kayıtbay kanununda resm-i hane'nin Nevruz-ı Sultanî'de
alınması hükmü bulunmaktadır. Yine bir Türk devleti olan Safevîlerde
de Nevruz'un kutlandığı III. Ahmed döneminde elçilikle İran'a
gönderilen Dürrî Efendi'nin "Sefaretnâme"sinde kaydediliyor.
Sefaretnâme'de bununla ilgili olarak:
"Birkaç
gün sonra Nevruz-ı Sultanî hulûl edüp, anlar nevruza gayet
itibar ve ıyd-i ekberdir deyu tesmiye edüp, ıyd-i ramazan
ve ıyd-i edha'dan hâşâ mükerrem ve eşrâf olmak üzere itibar
ederler imiş. Hangi ayda vâkı' olsa, ol ayın nihayetine dek
zevk u şevkle âlâ, ednâ ve zükûr ve inas ve nisvanı sürûr
ve şâdmanî ederler. Evvelâ tahmil-i şems saatinde bilcümle
vüzerâ ve âyân-ı devlet Şah'ın meclisine da'vet ve hâzır ve
Şah'ın önüne beşyüz-bin mikdarı meskûk altın korlar. Şah dahi
eli ile ol altını karışdırıp bir kabza alıp, iptidâ vezire
verüp sonra bilcümle huzzâr-ı tevzi' edüp Şah'ın eli dokunmuşdur
deyu halk birbirine teberrük deyu ihdâ ederler. Bu kulunuzu
tahvil gecesi da'vet ettiler, i'tizâr edüp gitmedim"
şeklinde ordaki kutlamalara yer vermiştir.
Osmanlıların son zamanlarına kadar Nevruz an'anesinin devam
ettiği çeşitli kaynaklardan öğrenilmektedir. Öyle ki eski
cep takvimlerinde Nevruz: "Nevruz-ı Sultanî-i meymenet
âsâr ve evvel-i mevsim-i bahar ve tesâvî-i leyl ü nehâr"
ifadesiyle yer almıştır.
Osmanlılarda Nevruz'dan önceki üç Cuma günü de kuru yemiş
bayramı olarak kutlanmıştır. Zira Nevruz'dan sonra tazelerin
çıkacağı düşünülerek, kuru yemiş satan esnafın elinde kalıp
zarar etmemeleri maksadıyla, kalanların elden çıkarılması
hedeflenmişti. Bunun için bu bayram üç hafta sürerdi. Böylece
kuruyemiş esnafının sonraki seneye zarar etmeden girmesi sağlanırdı.
XX. yüzyılın başına kadar geldiği tespit edilen Nevruz kutlamaları,
bu devirden sonra hissedilir biçimde diğer bazı geleneklerimiz
gibi ortadan kalktı. Bugün halkımızın büyük çoğunluğu tarafından
bilinmiyor, bilenler arasında ise yanlış yorumlanıyor. Kültürel
değerlerimize duyarsız kalışımızın bugün birlik ve bütünlüğümüzün
sarsılmasında son derece etkili olduğu malûmunuzdur. Bunun
için, Dede Korkutumuzu, Yunus Emremizi, Hacı Bektâş-ı Velimizi,
Âhi Evranımızı, Hacı Bayram-ı Velimizi, Karacaoğlanımızı,
Dadaloğlumuzu, Fuzulîmizi, Mehmet Âkifimizi, Bayrağımızı,
Vatan mefhumunu ve Nevruz gibi Türklüğün en eski devirlerinden
itibaren gelen örf ve âdetlerimizi, birilerinin oynadığı oyunlardan
dolayı hatırlamayalım, gerektiği için hatırlayalım, kutlayalım.
Saygılarımla.
Kaynak: Prof. Dr. Sadık Tural - Elmas Kılıç Nevruz ve Renkler
|